Güney Yemen Krizi: Bombardıman ve Siyasi Gözaltı
Güney Yemen’de yaşananlar artık yalnızca sahadaki askeri baskıyla sınırlı değildir. Son gelişmeler, Suudi Arabistan’ın rolüne ilişkin ciddi soru işaretlerini büyütmüş; diyalog iddiasıyla başlatılan sürecin, açık bir zor ve baskı politikasına dönüştüğünü göstermiştir.
Güney’de bombardımanla tırmandırılan gerilim, bugün Güney Geçiş Konseyi (STC) heyetinin Suudi Arabistan’da alıkonulmasıyla yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya girmiştir.
Bombardıman Altında “Güvenlik” Söylemi
Daha önce Güney kentlerinde sivilleri ve yerel güçleri hedef alan hava saldırıları, “güvenlik” gerekçesiyle meşrulaştırılmaya çalışılmıştı. Ancak sivil araçların bombalanması, kontrol noktalarının ölüm tuzaklarına dönüşmesi ve yerel toplumsal dokunun zorla bastırılması, bu söylemin inandırıcılığını ortadan kaldırmıştır. Güvenlik adı altında yürütülen bu politikalar, istikrar üretmek yerine kaosu derinleştirmiştir.
Diyalog Davetinden Siyasi Gözaltına
Bu askeri baskının hemen ardından, Güney Geçiş Konseyi’ne mensup bir heyetin Suudi Arabistan’a “diyalog daveti” ile giriş yaptıktan sonra alıkonulması, krizi yalnızca bölgesel değil, uluslararası bir mesele haline getirmiştir. Siyasi bir sürecin parçası olarak ülkeye davet edilen bir heyetin özgürlüğünden mahrum bırakılması, açık bir siyasi gözaltıdır ve ciddi güvenlik riskleri doğurmaktadır.
Bu durum, ilan edilmiş bir siyasi sürecin fiilen bir zorla alıkoyma operasyonuna dönüştürüldüğünü göstermektedir.
Arabuluculuk Değil, Zorlama Politikası
Bir devletin aynı anda Güney güçlerini bombalayıp, ardından onların siyasi temsilcilerini gözaltına alması; ne arabuluculukla ne de diyalog garantörlüğüyle açıklanabilir. Bu, açık biçimde güç kullanımı ve siyasi baskıdır. Söz konusu uygulama, Suudi Arabistan’ın tarafsız bir kolaylaştırıcı değil; siyasi irade dayatan bir aktör haline geldiğini ortaya koymaktadır.
Siyasi Gözaltı Bir Baskı Aracıdır
STC heyetinin Riyad’da alıkonulması, siyasi gözaltının bir şantaj ve baskı aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu yaklaşım, yalnızca siyasi süreci zehirlemekle kalmamakta; aynı zamanda Güney halkının temsilcilerinin güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Bu noktadan itibaren, heyet üyelerine gelebilecek herhangi bir zarar, alıkoyma kararının doğrudan bir sonucu olarak değerlendirilecektir.
Hukuki ve Ahlaki Sorumluluk
Uluslararası hukuk açısından, davet edilerek ülkeye giren bir siyasi heyetin özgürlüğünün kısıtlanması, ağır bir ihlal niteliği taşımaktadır. Suudi Arabistan, Güney Geçiş Konseyi heyetinin güvenliğinden hukuki ve ahlaki olarak tamamen sorumludur. Herhangi bir zarar, doğrudan bu siyasi gözaltının sonucu olarak kayda geçecektir.
Gerçeğin Açığa Çıkışı: Diyalog Yok, Dayatma Var
Bugün gelinen noktada tablo nettir:
Ne gerçek bir diyalog vardır,
Ne de karşılıklı bir siyasi ortaklık.
Bombardımanla başlayan baskı, siyasi gözaltıyla tamamlanmıştır. Bu durum, Suudi Arabistan’ın “diyalog hamisi” söylemiyle sahadaki uygulamaları arasındaki derin çelişkiyi açıkça ortaya koymaktadır.
Uluslararası Topluma Acil Çağrı
Güney Geçiş Konseyi heyetinin alıkonulması, yalnızca yerel bir kriz değildir; uluslararası toplumun derhal müdahil olmasını gerektiren acil bir sorumluluktur. Atılması gereken adım açıktır:
Güney Geçiş Konseyi heyetinin derhal ve koşulsuz serbest bırakılması
ya da
bu siyasi gözaltının doğuracağı tüm siyasi ve hukuki sonuçların Suudi Arabistan’a yüklenmesi.
Güç yoluyla dayatılan hiçbir süreç, ne istikrar getirir ne de kalıcı çözüm üretir. Güney Yemen’de bugün yaşananlar, diyalog söylemiyle örtülemeyecek kadar açıktır.

Comments
Post a Comment